Showing posts with label insanlık. Show all posts
Showing posts with label insanlık. Show all posts

2/15/2016

Boş 4 Duvarda Gülücükler

Geçen gün okuduğum bir kitap beni çok etkiledi. Özellikle bu gün yaşadığımdan sonra anladım yazılanları. 
Yaşadığım olayı da anlatıcam, öncelikle;
Göğü Delen Adam kitabın ismi.

O kadar samimi bir dille, o kadar çocuksu bir bakış açısıyla yazılmıştı ki o saflığın içinde okurken kendimi kaybettim, bir o kadar da biz ne yapıyoruz gerçeken nasıl yaşıyoruz diye düşündüm.

Hayattaki amacımız ne? Neden çoğu insan mutsuz ve neden en mutsuzu elinde en çok şeyi olan? İnsanlar neden sürekli vakti olmadan koşturmacada? Biz neyi kaçırıyoruz ? Neyden kaçıyoruz?

Bence en büyük kaybımız kalbimizle yaşamamamız. 
En çok kaçtığımızsa kendimiz ve duygularımız.

Paylaşmıyoruz. Belki evde 50 tane kitabımız var okunmuş ama onu birine veriyim o da okusun demek yerine öylece tozlanmaya bırakıyoruz. 
Evde yemekler çürüyor ama sokakta evsiz birine verip paylaşmaya vaktimiz yok çöpe atıyoruz. 
Birinin gülümsemesine sebep olmak mutluluğunun nedeni olmak o kadar basit ki aslında. Ama kimsenin kendinden başkasını ne düşünmeye ne daha iyi hissettirmek için minik bir emek harcamaya vakti yok. 

Birinin yüreğini sıcacık hissettirmediğiniz sürece, elinizde onca paranız varken bir çocuğa çikolata alıp onun gülümsemesini paylaşmadığınız sürece, sizin onca sahip olduğunuz şeyiniz size mutluluk getirmeyecek. Bu yüzden onca insanın kendini kayıp hissetmesi. Özlerinden, duygularından, duyguları paylaşmaktan bu kadar uzakken mutlu ve huzurlu olmak beklenemez. 

Illa para ile bir şey almak da değil olay. Bu gün mesela hava yağmurlu elinde şemsiyesiyesiyle yürüyen otobüs bekleyen onca insan var. Ama bir kişiye bile rastlamadım ki yanında ıslanana dönüp herhangi bir çıkar gözetmeksizin -" Kusurabakmayın yağmurdan ıslanmak istemezseniz şemsiyemi paylaşabiliriz." dediğini. Ben soruyorum isterse hayır der ama evet diyen çok insan gördüm o an ihtiyacı olan. Bu size hiçbir şeye mal olmazken o ıslanan kişi için çok şey ifade edicektir eminim. Bir gün o da şemsiyesi varken biriyle paylaşacak ve bu şekilde bir zincirin başlangıcı olabilirsiniz. Paylaşın. Elinizdeki şeyler paylaştıkça sizi daha çok mutlu edecek.

Yardımcı olun hayatı zorlaştırmak yerine. Bir fikriniz varsa yararlı olan -"Aman banane o düşünseydi. Kendi başının çaresine baksın." diyerek kestirip atmayın. Bir gün başka bir kişi de size aynı şekilde sizi kestirip atmaz böylece.

Anlayışlı olun. Küçük bir çocuk kaykay yaparken size dengesini kaybedip çarptığında özür diliyorsa ona bağırmak yerine gülümseyin. -"Yeni öğreniyorsun galiba ufaklık, insanların daha az olduğu yerde denemelere devam et istersen bak canım acıyabilirdi." diye uyarın, gösterin. 

Yaptıklarınız size o yada bu şekilde dönecek. Nasıl bir enerji, nasıl bir davranış üretmek istiyorsanız o kişi olun. Eminim bunları yapınca hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz ama çok güzel mutluluklar kazanacaksınız. 

Yaşadığım olay da şuydu, bir reklam için görüşmeye gittiğim bir ajans vardı Kadıköy tarafında, daha önceden de birçok kez gittiğim. 
Reklam görüşmelerinde olay şöyledir; ajanslar sizi reklama uygun gördükleri için çağırır, siz audition vermek için onların ofisine gidersiniz. Bir nevi misafir olursunuz onlara ve reklam kabul olursa onların işinin oyuncusu olmak üzere gidersiniz aslında oraya. Yine böyle bir iş için akşam 18.00 gibi ajansa görüşmeye gittim. İçerisi çok kalabalıktı o yüzden ajansın içinde oturmak için başka bir yer aradım kendime. Birkaç kapının üzerinde girilmez yazılıydı, biri tuvalet ve bir tane boş oda vardı üzerinde girilmez yazmayan. Boş odaya girdim orda katlanabilir ahşap bir sandalye vardı. Odanın ışığı bile yoktu ama en azından ferah olduğunu düşündüm ve beklemek için orda oturmaya başladım. Aradan bir 20 dakika geçti kapı açıldı bi ses 
- Kimsiniz? dedi. 
Dedim -Merhaba ben Cansu audition için geldim, dışarısı çok kalabalık o yüzden burda bekliyorum. 
-Hemen dışarı çıkın!! dedi yüksek sesle.
Böyle bir tepki beklemiyordum sonuçta boş bir odada bir sandalye üzerinde beklememin ne gibi bir sakıncası olabilir ki ? 
-Çıkarım, sorun değil ama burada kalırsam daha rahat beklerim içerisi çok kalabalık nefes alıcak yer yok.
-Hayır hemen çıkın. Siz kimden izin aldınız da giriyosunuz buraya ya!! ?
- Kusurabakmayın kimseden izin almadım, düşünemedim. Diğer kapılarda girilmez yazanlar vardı onlara girmeyi düşünmedim bile ama bunda yazmadığı ve boş olduğu için bekleyebilirim diye düşündüm bilseydim izin alırdım.
O sırada kadının bagırışını duyan birkaç kişi geldi beni de tanıyan. 
Kadın onların geldiğini görünce, ince bir yolda ters yönden karşılaşan iki arabada kim çekilecek diye inatlaşırken arkasına araba gelmiş şöför edasıyla, ben şimdi seni kendi yolumdan çekerim diyerek kornaya daha çok bastı yani sesini yükselterek konuşmaya devam etti;
-Hemen çıkın diyorum burdan beni neden dinlemiyorsunuz !! Siz kimden izin aldınız?? Siz herkesin evine böyle izinsiz girer misiniz !! Hemen derhan çıkın bu odadan !
O sırada bağırış olunca gelen insanlar beni de tanıdıkları için olaya anlam veremediler. Şaşkınlıkla bakarlarken ordakilere de sordum,
- Oda boş ve içerisi çok kalabalık nefes alınacak yer yok burda sessizce beklesem sorun olur mu diye.
Herkes tabiki sorun olmaz diye bakarken o kadın,
-Eşyalarınızı alıp çıkın derhal. Diye devam etti.
-Tamam. Dedim eşyalarımı aldım koridorda beklemeye devam ettim. 

Muhtemelen kendilerinden daha yüksek bir statüde olduğu için kimse kadına hayır kız kalsa ne olabilir ki diyemedi.
İnsanlar sessizce dağıldılar.

O an aklımdan kitap geçti. 
O an aklımdan insanı anlamak geçti, paylaşmak geçti, yardımcı olmak geçti.
İnsanların "şey"lerinin olması mesela bu kadının kiraladığı bir evinin olması ve odası boşken, kullanılmazken ve misafir olarak çağırdığı oyuncusunun huzurunu kaçırmayı ve insanlar içinde kendi egosunu tatmin etmeyi tercih etti. Oysa elindeki boş eşyasız bir odayı ve tahta bir sandalyeyi paylaşmaktan bir zarar gelmezdi.
Ondan hiçbir götürüsü olmazdı yardımcı olsaydı. Evinin boş 4 duvarını misafir olarak çağırdığı bir oyuncuyla bir insanla belki iş arkadaşıyla paylaşmak ona beklerken yardımcı olmak dışında...

İnsanlar mevki sahibi olduğu zaman da bu tarz davranışlara daha yatkın oluyorlar. Eminim o da oyuncu olarak gelmiş olsaydı bu tarz bir üslupla durduk yere karşı karşıya gelmek istemezdi. 
Başkasının size yapmasını istemeyeceğiniz şeyleri yapmayın. 

Sonradan hayatının bir yerinde o kadının benzer bir durumla karşılaşıp kendisinin;
"İnsanlar ne kadar öküz, ne kadar anlayışsız!! İnsanları anlamıyorum!" 
dediğini duyar gibi oldum içimden.
Çünkü hayata ne ekersen bir gün onu biçersin. O o gün ego, statü ve anlayışsızlık tohumları ekti. Zamanı gelince biçecektir. Ister istemez çevresine kendi gibi insanları toplayacak.

O yüzden dedim şemsiyenizi paylaşın.
Oyuncaklarınızı paylaşın, başka çocuklar da oynasın.
Kıyafetlerinizi paylaşın, kullanmadığınız durup duran onun yerine birileri giysin mutlu olsun.
Bahçenizdeki ağaçtaki meyveler dalında kalıp çürümek yerine birinin mutluluğu olsun. 
Paylaşın.
Kaybetmezsiniz hiçbir şey.
Hatta dualar ve gülümsemeler sizinle olur.

Tomarla paranız ve egonuz olması yerine tomarla mutlu anılara sahip olmayı seçin.
Son nefeste samimi bir gülücük hatırlasanız o sizin yüzünüzü güldürüp içinizi ısıtmaya yeterken, para anlamsız kalacaktır. 
Hayatta neyi biriktirmek istediğiniz yine de sizin tercihiniz. 

Benimki anılar ve gülümsemeler.




1/27/2016

İnsanlık

Bu gün yaşadığım ve beni düşündüren bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum.

Saat öğlen 1 civarı Kadıköy'den vapurla Beşiktaş'a geçiyordum.
İçeride biraz oturduktan sonra manzaranın fotoğrafını çekmek üzere dışarı çıktım.
Benden 2 3 dakika sonra biri daha çıktı dışarı. 
Ben tam fotoğrafı çekerken orta yaşlarda biri bana,
-Dikkat et kırık kırık! diye seslendi.
Baktım yaslanıp fotoğraf çektiğim yerde kırık varmış, onun için beni uyarmış.
Teşekkür ederim dedim uyardığı için mutlu olup gülümsedim.
Bunun üzerine;
-Okuyo musun? Mezun mu sen? diye biraz devrik cümlelerle bir soru geldi.
Bir yandan ister istemez yabancı biriyle konuşmanın yanlış olduğunu düşünerek bir yandan da bana yardımı dokunan birine en azından kısa bir muhabbeti borç bilerek kısa bir cevap verdim.
-Mezunum.
Bunun üzerine konuşma devam etti.
-Lise? Üniversite 4 sene?
Konuşmada cümlelerin eksikliğini sezer gibi oldum.
Aklımdan acaba sarhoş mu? tiner mi çekti? yoksa çekinerek mi konuşuyor? gibi sorular geçerken cevapladım.
-Bu sene üniversite 4. sınıftan mezun oldum. Siz? 
- Ben ortaokulu bitirdim. Okuma yazma yapamıyorum. Bizimkiler akrabağa evliliği yapmış. Bende böyle doğmuşum. Engelim var. Okuma yazma beceremiyorum.
Aklımdaki soruların birazını yanıtladım. Konuşma sorunu bu yüzden kaynaklanıyormuş. İçim rahatladı.
- Herkes illa okumak zorunda değil. Çalışıyor musunuz? diye sordum.
-Temizlik görevlisi çalışıyorum. İşkur'dan aileden başvurdular engelli belgemle çalışıyorum.
-Ne güzel çok sevindim çalışma hevesinize.
-Çalışıyodum ama ben yerleri temizlemek için geldim. Yoruluyorum. Yorulunca dinleniyorum. Sonra devam ediyorum. Baktım yerler kirleniyor başlıyorum temizlemeye. Kirliyse temizlerim. Arada dinleniyorum. Ama beni makine temizlemeye verdiler. Makineler tehlikeli. Makineyi bilenler bile temizleyemiyor. Allah korusun ben engelliyim. Çok zor bana. Elim kolum bilemem kaptırırım. Sigorta da yapmadılar. İstifamı istedim. Ben yerleri temizlemek için geldim makine nasıl temizliyim. İstifa edemezsin dedi kızdı bana ordaki kadın. Ben orda yapamam dedim. Yapıcaksın dedi bana. Bende müdürle konuşmak istedim. Sekreter bağlamadı. Konuşturmadı beni. Bağırdı bana o işi yapıcaksın istifa edemezsin dedi dinlemedi beni. Müdürle konuşamadım. Yemek yerken ben engelli olabilirim ama benim engelli olduğumu herkesin içinde söylüyordu. Rahatsız olduğumu söyledim. Yine de herkese o engelli dedi benim için.  O üniversite mezunu. Ama o da engelli olabilirdi. Allah korusun bi araba çarpsa kazayla sakat kalabilir, yürüyemeyebilir, göremeyebilir, zihinsel bir engeli olabilir. O zaman kendisi de engelli olur. Ama bunu düşünmüyor söylerken. Beni adam yerine  koyup anlayış göstermiyor. Benim istediğim anlayış. Hayatta her şey olabilir. Benim akrabağa evliliği okuma yazma zorlanıyorum. Temizlik yaparım. Makine temizleyemem. Çok tehlikeli. Sigorta da yapmıyorlar. Adam yerine koymuyorlar. Ama ben onlara beddua etmiyorum. Beddua da dönüp dolaşır bana gelir biliyorum.

Bir süre dinledim. 
İstediği insancıl şartlarda çalıştırılmak, engeline olan biraz anlayış ve mahremiyet, saygı ve empati.
Üniversite mezunu olmak, belli bir title sahibi olmak, bir yerlere gelmiş olmak insanları bu şekilde insani duygulardan uzaklaştırmamalı diye düşündüm.

Engelli kişinin kurduğu cümleler aslında o kadar içten, o kadar sevgi dolu ve yürektendi ki o işyerindeki insanlar adına ben utandım.

İnsanların güç sahibi olunca altında çalışanları onların kölesi gibi görüp kullanabileceklerini sandıklarını görünce üzüldüm. Özellikle zihinsel engelinden dolayı bu güzel yürekli insanı özür dileyerek söylüyorum aptal yerine koymaya çalışmaları, onun canına diğer canlar kadar değer vermemelerini, sigortasız şekilde tehlikeli iş makineleriyle çalıştırılmasını duyunca insanlık nereye gidiyor diye düşündüm.

Engelliyim diyen kişinin aslında hayattaki engelleri diğer onca engelsiz insandan daha çok aştığını, evrenselliğe bir o kadar daha yakın olduğunu gördüm bu gün.

Umarım kalbi büyük insanlar hep onunla olur. 
  
Vapurdan sonra dinlediğim için teşekkür etti. Bende paylaştığı için teşekkür ettim. 
 Kendisine herhangi bir şekilde yardımcı olabilir miyim diye sordum. 
Bir iş olursa yardımcı olabilmek için numarasını istedim. 
Gözleri sevinçten ışıldayarak bana numarasını verdi. 

El sıkışıp yollarımıza devam ettik. 

-Okuyup adam ol ! derler ya hep; sanırım kalbini, duygularını aç ve önce insan ol'u öğrenmemiz gerek. 
 

1/02/2016

Tutku

Sanırım son zamanlarda en çok üzerine düşündüğüm şey, zaman geçtikçe hayata karşı olan tutkumuzun azalıyor olması.
Özellikle aşk konusunda ve hayatımızın en büyük kısmını geçirdiğimiz işimiz için heycanımızı kaybediyoruz. 

Aslında bu sanırım biraz kabullenmekten kaynaklanıyor.

"Daha iyisi gelmeyecek en iyisi ben bu kişiyi yada bu işi kabul edeyim bari.." dediğimiz anda aslında tutkularımıza olan inancımızdan bir parça kaybediyoruz.
Ve bununla beraber içimizdeki o çocuksu heycanı yavaş yavaş kaybediyoruz.
Daha fiziksel, mantıksal olan, risk sevmeyen, monoton yetişkinlere dönüşüp; ahh küçükken pilot olmak isterdim ne güzel hayallerim vardı, ahh lisedeki aşklar ayrı saf ve güzeldi diyerek gününü geçiren.

Son zamanlarda ben de tam bu düşüncedeydim.. 
Hayatta tutku dolu olduğum günleri düşünüp ; "Herhalde onlar o zamana mahsus hislerdi, büyümek bunlardan vazgeçmek demek.. " düşünceleriyle mantıklı yetişkin adımları atıyordum ki bir telefon geldi.

O ilk saniyeler boyunca telefonda konuşurken heyecandan ne yapacağımı bilemedim,
istemsiz şekilde kendi odamda oturmuş gülümserken,
aklım tamamen uçsuz bucaksız bir çayırda Heidi gibi koşturup kuzularla el ele tutuşup dans etmeye başladı,
kalbim deli gibi atıyor,
ellerim terliyor,
sanki kan basıncından kıpkırmızı olduğumu hissediyor gibiydim :)

Sonra yeniden dünyaya döndüm.

Ve dedim ki bir şeyin doğru olup olmadığını anlamak hiç de zor değilmiş aslında.
Doğru yerde ve doğru zamanda tam da istediğim bu ! dedim.

Özellikle hayatta sıradan giden bir çok şey varken aşk ve iş'in sıradan olmaması gerektiğine inanıyorum.

İyi insan, tatlı insan, hmm bakalım bir şeyler olur sanırım diye biriyle birlikte olmayın.
Sizi kalbinizi heycanlandıran ve aklınızı Heidi gibi umarsızca çayırlarda koşturanı kabul edin.
Gel dediğinde her şeyi bırakıp koşarak yanına gitmek istediğin,
Yanında farklı hissettiğiniz biriyle birlikte olun.
Her sabah öff yine iş.. şeklinde değil, bu gün neler katabilirim, neler yapabilirim, kendimle ilgili yeni adımlar, yeni başlangıçlar, değişiklikler neler yapabilirim heycanını veren işi bulun. 

"Uyuyamıyorum çünkü hayallerim yarın gerçek oluyor !!"
Bu sözleri dedirten her ne ise, kim ise onu bulun.
Çünkü hayatta sıradan bir sürü şey olurken bir yandan mucizeler de oluyor.
Siz o mucizelerin yazarlarından biri olun.

Beklemek gerekse bile,
buna değiyor.


7/21/2015

Bir gün..

Bu gece yazmadan uyuyamadım.
Kalbim kaldırmadı sabah haberleri okuduğum zaman bu güne uyanmak istemedim.
O güzel insanlara bakınca gözlerim doldu, duygularımı ifade edebileceğim hiç bir kelime yok gibiydi.

Biri demiş konuşmasında "Bu gidişle yılın her günü ayrı bir katliam için yas tutuyor olacağız." diye.
Sosyal medyadan bize ulaşamayan, duymadığımız, bilmediğimiz, dünyanın öbür ucundaki farklı ülkelerde de kimbilir neler oluyor, hangi insanlar ne sebeplerden ölüyor, katlediliyor..

Farklılıkları kabullenmeyi, sevmeyi, paylaşmayı, insanlığı öğretmek bu kadar zor mu?
Nedir paylaşamadığımız?
Şu kısacık zamanda kimseye kalmayacak olan bu toprak parçası mı? 
Lütfen herkese yetecek kadar toprak var beraber yaşayalım, gelin beraber yemek yapalım, paylaştıkça çoğalalım, birbirimizin yüzündeki gülümsemeye sebep olalım!
Neden kapılarımız var? 
Neden kapılarımız en yakınımızdaki komşumuza bile kapalı?

Paylaşamadığımız sevgi mi, tükenir mi biraz sevsek birbirimizi?

Elimde bir güç olsa tüm dilleri konuşmak, herkesin dilinden anlamak isterdim.  
Elimde bir şansım olsa, o küçücük bebeklere kin, nefret, savaş, düşman.. kelimeleri yerine o da insan o da can kelimelerini öğretmek isterdim.

Bu güne kadar hiçbir fanatikliğim olmadı.
Siyaseti de hiç sevmiyorum.
Bir insanı tanırken dinine, diline, ırkına, rengine, siyasi görüşüne, etnik kökenine.. bakarak tanımadım. 
Çoğu zaman sormadım bile, sorduysam onları dinlemek anlamak için sordum. 

Farklı görüşlerdeyizdir, farklı hislerdeyizdir. 
Olabilir.
Seni dinliyorum ve anlıyorum empati kurabiliyorum, ama sonuçta düşününce senin görüşünle aynı görüşte değilim demek bu kadar mı zor.

Peki ya ölüm?
 Annen senin x dininden, kardeşin senin x görüşünden o yüzden ben y görüşünden y dinindenim senin anneni kardeşini öldürmem gerek.. 
Neden?
 Çünkü teeeeeeee milattan önce t yılında benim y görüşlü atam senin x görüşlü atanla anlaşamamış, gerizekalılar savaşmaya başlamış sonra birbirlerine kin ve düşmanlık besleyip çocuklarına onu öğretip aktarmışlar. Yıllardır x ler y leri y ler x leri öldürüyorsa vardır bi sebep ben seni düşman göreyim de neme lazım..
Böyle sığ, böyle saçma, böyle beyinsizce bir düşünce daha var mı?

Bir insan, bir başkan da çıkıp diyemiyor mu onca insan öldü artık bi durun bu bir çözüm değil.!


900km ötede doğsam Yunan, 4000km ötede doğsam Hristiyan belki 10.000km ötede doğsam koyu tenli olurdum. 
Ne fark eder? Burda doğmuşum.. 
Bu beni daha mı insan yapar, daha mı üstün kılar?
Bu durumdan dolayı birinin beni öldürmesi mi gerekli, peki ya benim kime düşman olmam lazım? 
  
Kimim ki ben başka bir insanı benle aynı olmadığı için yargılayabilirim?

Önemli olan bu detaylar, bu içi boş kelimeler olmadı asla benim için.. kalbi oldu.
İyi bir insandır, kalbi temiz bir insandır.

Kalbinizi doldurun. 
Tüm tarafları dinledikten sonra, anlamaya çalıştıktan sonra üstüne kalbinizi koyup, insanlığınızı koyup karar verin.

Kendinizi sevin.
İnsanları sevin.
Yaşamayı sevin.

Zaten nedir ki başka geriye kalan şu ömürde.